Şehirler ve Görülecek Yerler

Gönderen Mustafa | Mimarlık Gündemi | Perşembe 21 Ağustos 2008 17:14
Kuzey Kıbrıs’ın Keşfedilmeyi Bekleyen Şehirleri

Lefkoşa
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Başkenti konumunda olan ve Meserya ovasının ortasında bulunan Lefkoşa’da pek çok medeniyetin izine raslanır. Kent, Mısır Ptolemus krallarından Ptolemy I. Soter’in oğlu Levkon (Levkos) tarafından yeniden inşa edilmiş ve Levkonteon (Levkontheon), Levkosia ismini almıştır. Guy de Lusignan döneminde Lefkoşa kenti, büyüyerek katedrali, sarayları ve diğer güzel yapılarıyla gösterişli bir kent olmuştur. Venedik döneminde de adanın başkenti olmaya devam eden Lefkoşa’nın etrafı, Türklere karşı savunma amacıyla, 1560’lı yıllarda kalın ve yüksek on bir burçlu surla çevrilmiştir.
Lefkoşa’yı yeşil hat ikiye ayırır. Türkler şehrin kuzey bölümünde oturmaktadır. Gotik ve Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerini Lefkoşa’da görmek mümkündür. Üçyüz yılı aşkın bir süre, Türklerin hakimiyetinde kalan Kıbrıs’ta , Osmanlı şehircilik karekterinin en güzel izleri Lefkoşa’da daha belirgin hissedilir. Osmanlılar, Lefkoşa’nın yeşilliğini arttırmak ve su ihtiyacını karşılamak için su kemerleri inşa etmişlerdir. Pek çok çeşme, ev, cami, han, hamam gibi sanatsal yapılara da ağırlık verilmiştir.
Lefkoşa’nın turistik bakımından ziyaret edilebilecek mekanları ; Bedesten, Haydar Paşa Camii, Selimiye Camii, Etnoğrafya Müzesi, Ermeni kilisesi, Taş Eserleri Müzesi, Dikilitaş, Mevlevi Tekke Müzesi, Büyük Han, Kumarcılar Hanı, Büyük Hamam, Barbarlık Müzesi, Sultan Mahmut II Kütüphanesi, Yeni Cami, Küçük Mehmet Paşa Binaları, Milli Mücadele Müzesi, Anıtlar, Derviş Paşa Konağı, Arabahmet Camisi, Saçaklı Ev, Luzinyan Konağı ve özellikle sur içinde kalan eski Lefkoşa sokaklarında ki otantik el sanatları atölyeleri ve alış veriş merkezleridir.
Bedesten
Selimiye Camisi’nin güneyindeki St. Nicholas Kilisesi, XIV. Yüzyıl Gotik mimari tarzında inşa edilmiştir. Osmanlılar yapıda değişiklikler yaparak, binayı kapalı çarşı “Bedesten” amaçlı olarak kullandılar.
Haydar Paşa Camisi
Lüzinyan’ların gotik tarzda ki St. Catherina Kilisesi (XIV.Y.y.), Osmanlılar tarafından minare eklenerek camiye çevrilmiştir.
Selimiye Camisi
Lüzinyan döneminde (1209-1326) gotik formunda inşa edilen ve katedral olarak kullanılan St. Sophia , Selimiye Camisi adı verilerek Osmanlılar tarafından camiye çevrilmiş, yapıya iki minare, bir minber ile bir mihrap ilave edilmiştir.
Büyük Han
Kıbrıs’ın ilk Osmanlı Valisi olan Muzaffer Paşa tarafından 1572 yılında inşa ettirilen iki katlı bir handır. Handa 68 oda bulunmaktadır. Büyük Han Son yıllarda restore edilerek elsanatlarının sergilendiği bir alışveriş ve kültür merkezi olması sağlanmıştır.
Sultan Mahmut Kütüphanesi
Selimiye Camisinin yanında Sultan II. Mahmut döneminde Kıbrıs Valisi Ali Ruhi Paşa tarafından 1829 yılında yaptırılmıştır. Kütüphanenin İç duvar üst kısmında kabartma, altın varakla yazılmış, Kıbrıs’lı Şair Hoca Hasan Hilmi’nin yazdığı kaside ile süslenmiştir.
Lüzinyan Evi
Lefkoşa Sur içinde olan ve 15.yüzyıldan günümüze gelen, Gotik kemerli giriş kapısı ve üzerinde armaları, Osmanlı Dönemi ahşap tavanlarıyla güzel bir köşktür.
Saçaklı Ev
Selimiye Camisinin Güneydoğusunda Kütüphane Sokakta bulunan ve köşk odasının sokağa doğru çıkıntısının desteklenmesi amacıyla yapılan geniş saçaklarından dolayı bu adla anılan bu yapının alt katında Luzinyan döneminin, üst kısmında da Osmanlı döneminin mimari özelliği görülür.
Saman Bahça Evleri
Lefkoşa sur içinde, Şaban Paşa Vakfı arazisi üzerine 1918 -1925 yılları arasında tek katlı ve tek tipte birbirlerine bitişik olarak 68 adet küçük ev inşa edilerek fakir ailelere kiraya verilmiştir. Mahallenin ortasında da bir çeşmesi mevcuttur.
Büyük Hamam
Lefkoşa’da günümüzde de kullanılmakta olan bu Türk Hamamı, Latinlerin St. George Kilisesi harabelerinin üzerine inşa edilmiştir.
Barbarlık Müzesi
Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay Doktoru Binbaşı Dr. Nihat İlhan’ın eşi ve üç çocuğunun, korunmak için sığındıkları banyoda, Rumlar tarafından 1963 Yılı Noelinde katledildikleri bu bina günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
Dikilitaş
Lefkoşa sur içinde Atatürk Meydanı’nın göbeğinde bulunan ve Venediklilerin hükümdarlıklarını simgeleyen 7 metre yüksekliğinde ve kaidesi armalarla süslü granit bir sütundur.
Arabahmet Camisi
Osmanlılar bu camiyi 1845 yılında inşa ettiler. 16. Yüzyıl stilindeki kubbesi görülmeye değer. Osmanlı İmparatorluğunun tipik şehir camileri özelliğini taşır. Geniş olan bahçesinde Osmanlı mezarları, özellikle taş işçiliği bakımından birer şaheserdir.
Kumarcılar Hanı


Asmaaltı Meydanı’nda , Büyük Han’ın Kuzeydoğusunda kesme taştan 17. yüzyılda yapılan, tipik bir Osmanlı Şehir İçi Ticaret Hanı (otel) özelliğindeki bir yapıdır.
Yeni Cami
Osmanlı döneminde, eski bir kilisenin duvarlarına pencereler ilave edilerek ve bir minare yapılarak Yeni Cami ismiyle ibadete açılmıştır. Caminin türbeleri ve mezarları Osmanlı Döneminin güzel eserleridir.
Turunçlu Camisi
Turunçlu Camisini “Fethiye Camisi” 1825 yılında Vali Seyit Mehmet Ağa yaptırmıştır. Minaresi tek şerefeli olup şerefenin altı süslüdür.
İplik Pazarı Camisi
19. yüzyılda Kıbrıs’ın son Valisi, Hacı Ahmet Ağa tarafından yapılmıştır. Adını Osmanlılar döneminde ki iplik pazarından almıştır. Diğer adı ise Vali Hacı Ahmet Ağa Camisidir.
Saray Önü Camisi
Lefkoşa’da Atatürk Meydanı’nın güneyinde en merkezi yerde kesme taştan yapılmış bir camidir. Kare bir kaide üzerinde inşa edilen ve altı süslü tek şerefeli minaresi camiden ayrıdır.
Derviş Paşa Konağı
Surlar içerisindeki Arabahmet bölgesinde yer alan 19. YY. başlarında Kıbrıs’ta ilk Türkçe Gazetelerinden “Zaman” ı yayınlayan Derviş Paşa tarafından inşa ettirilen tipik bir Türk konağıdır.
Yiğitler Burcu
Lefkoşa Surlarının üzerindeki burçlardan onbirincisi olan Yiğitler Burcu günümüzde bir park olarak kullanılmaktadır. Kıbrıs Türk Futbol tarihinin en önemli kulüplerinden biri olan Çetinkaya Spor Kulübü’nün maçlarının yapıldığı Taksim Futbol Sahası ve Ledra Palas ile Rum kesiminden Dragos Meydanı, Baf Kapısı bu parktan çok güzel görülmektedir.
Taş Eserleri Müzesi
Selimiye Camisinin çevresindeki tarihi yapılardan birisidir. 15. yüzyılda inşa edilmiş olan bu Venedik dönemi binası, günümüzde Taş Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Mevlevi Tekke’si
Lefkoşa’nın sur içine girişini sağlayan kapılarından birisi olan Girne Kapısından sur içine doğru gidildiğinde sol kol üzerinde bulunan bir Osmanlı yapısı olan Mevlevi Tekkesi, XVII. Yüzyıl başlarında inşa edilmiştir. Mevleviliğin kurucusu olan ve 1207 yılında Afganistan’ın Belh şehrinde doğan ve Konya’ya göç eden Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Mevlevilik felsefesininin tüm Türk ve İslam dünyasına yayılması sonucunda Kıbrıs’ta da Mevlevilik Tarikatı kurulmuş ve hiçbir din, dil, ırk ayırımı gözetmeden herkesi kabul eden bu felsefe, Kıbrıs Türklerinin kültürel ve dini hayatında önemli bir yer almıştır. Günümüzde Mevlevi Tekkesi Müze olarak ziyarete açıktır. Her yıl Aralık Ayında Rumi Enstitüsünce Sema Gösterileri yapılmaktadır.
Lefkoşa anıtlar yönünden de zengin bir şehirdir. Girne Kapısında 29 Ekim 1963 yılında açılışı yapılan Atatürk Anıtı, sur içinde İnönü Meydanında Dr. Fazıl Küçük Anıtı, Şehitler Abidesi, Salahi Şevket Anıtı, Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesinin karşısında TMT Anıtı, Lefkoşa Gönyeli Kavşağında Milli Mücadele ve Kurtuluş Anıtı, Şehit Hüseyin Ruso Anıtı, Gönyeli Şehitler Anıtı, Değirmenlik (Alaminyo ) Şehitleri anıtı, Türkeli (Ayvasıl) Şehitleri Anıtı, Küçük Kaymaklı Şehitler Anıtı, Yurtta Sulh Cihanda Sulh Anıtları görülebilir. Lefkoşa’da Tekke Bahçesi Şehitliği, Küçük Kaymaklı Şehitliği, Dikmen Şehitliği, Ortaköy KTKA Şehitliği, Düzova Köyü Şehitliği, gibi şehitlikleri vardır.
Anıttepe
Kıbrıs Türk Halkının özgürlük mücadelesinde ki lideri Dr. Fazıl Küçük 15 Ocak 1984 tarihinde vefat etmiştir. Büyük lidere karşı Kıbrıs Türk Halkının minnet duygularının bir ifadesi olan bu anıt 8 Aralık 1989 yılında açılmıştır. Lefkoşa’ya hakim bir tepe üzerinde kuruludur. Dr. Fazıl Küçük ve Milli Mücadeleye ait resimlerin sergilendiği bir salonu vardır.
Milli Mücadele Müzesi
Lefkoşa’nın burçlarından onbirincisi olan Musalla Burcu üzerinde, Mücahitler Sitesinde kurulmuş bu müzede 1878 yılından günümüze kadar devam eden Kıbrıs Türk Toplumunun Milli Mücadelesinin belgeleri, silah örnekleri, kullanılan teknik cihazları ve fotoğrafları ile Sancak ve Bayrakları sergilenmektedir.
Modern Lefkoşa ise oldukça gelişmiş yapılarıyla güzel bir şehirdir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Başkenti olan Lefkoşa’da Cumhurbaşkanlığı, KKTC Meclis Binası, Başbakanlık ve Bakanlık binaları, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği ile bütün Kamu kuruluşları da yer almaktadır. Üniversiteler adası olan Kuzey Kıbrıs’ın önemli iki üniversitesinden Yakın Doğu Üniversitesi ile Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi de Lefkoşa’dadır.
Ayrıca dünya ile bağlantıyı sağlayan Ercan Devlet Havalimanı da Lefkoşa yakınlarında bulunmaktadır. Rum tarafıyla irtibatı sağlayan sınır kapılarından Ledra Palas Sınır Kapısı, araç geçişine imkan veren Metehan Sınır Kapısı 23 Nisan 2003 tarihinden beri kullanılmaktadır.Kıbrıs’ın ekonomisine katkıda bulunan otomotiv, gıda, tekstil, inşaat, hayvan ve süt ürünleri gibi sektörler Sanayi bölgelerindedir. Fuar alanında ise çeşitli sanayi ürünlerinin sergilendiği Uluslararası Fuarlar da yapılmaktadır.
Girne
Kentin kesin yerleşim tarihi bilinmemekle birlikte M.Ö. X. Yüzyılda Akalar tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir İlk yerleşim yerlerinin kıyılarda olması nedeniyle, Girne’de de Mısır, Hitit, Fenike, Pers, Büyük İskender, Roma, Bizans, İngiliz, Luzinyan, Ceneviz, Venedik, Osmanlı ve nihayet İngilizler tarih sırasıyla hakimiyeti görülmektedir.
Kuzey Kıbrıs’ın en gelişmiş turizm merkezi Girne’dir. Bu kentte çok canlı bir yaşam vardır. Alışveriş merkezleri, turistik tesisleri, gece hayatı ve eğlence yerleri, restoranlarıyla Girne gerçekten bir turizm cennetidir. Girne Kalesi, kentin en görkemli eseridir. Dar Akdeniz sokaklarının sarmaladığı kalenin hemen dibinde bulunan Girne Antik Limanı , sıra sıra dizili yatlarıyla göz doldurmaktadır. Liman, Kıbrıs Türk mutfağının özgün yemeklerinin yanı sıra bir çok lezzetli yemek çeşidinide sunan balıkçı lokantaları, barlar ve açık hava kafeleri ile güzel vakit geçirilebilecek yerlerdendir.
Girne’de görülebilecek yerler arasında, Güzel bir Osmanlı Camisi olan Ağa Cafer Paşa Camisi, Osmanlı Türbeleri, Çıkartma Plajındaki Barış ve Özgürlük Anıtı, Karaoğlanoğlu Şehitliği, Barış ve Özgürlük Müzesi , Deniz Şehitleri Anıtı, St.Hilarion Kalesinin batısında Barış Harekatı sırasında yalçın araziyi aşıp yara alarak uçurum kenarında takılı kalan tank, Boğaz Şehitliği, Güzel Sanatlar Müzesi, Beylerbeyi ( Bellapais Manastırı), St. Hilarion Kalesi, Hz. Ömer Türbesi, Batık Gemi Müzesi, Buffavento Kalesi, Halk Sanatları Müzesi, İkon Müzesi, Vrysi ve Lambusa ören yerleri bulunmaktadır.
Lefkoşa nasıl ki adaya geliş yollarından birisi olan Ercan Havalimanına sahipse, Girne’de Kıbrıs’ın en önemli deniz yolculuğunun yapıldığı Turizm Limanına sahiptir. Amerikan Üniversitesi ile Kuzey Kıbrıs’ın can damarı olan ve elektrik enerjisini karşılayan Teknecik Santrali Girne’dedir.
Hz. Ömer Türbe Ve Mescidi
Kıbrıs’taki önemli bir dini ziyaret yeri de Hz. Ömer Türbesi’dir. Girne’nin 4-5 km doğusunda Çatalköy ‘de deniz kıyısında bulunmaktadır. Hz. Ömer Türbesi’nde M.S. 647 yılında şehit olan Muaviye Ordusu Komutanı Ömer ile altı arkadaşının mezarları bulunmaktadır.
Beylerbeyi
Girne’nin 4-5 km doğusunda Beşparmak Dağı yamacında kurulu şirin bir köydür. Beylerbeyi’nin en önemli yeri ise hiç kuşkusuz sessiz ve sukün içindeki Bellapais Manastırıdır. Manastır bir müze olarak ziyaretçileri konuk eder. Kilisesi, avlunun ortasında bulunan servi ağaçları, Kemerli yapısı, klasik müzik konserlerinin yapıldığı yemek salonu ve Özellikle ışıklandırılmış görüntüsüyle geceleri seyrine doyum olunmayacak güzelliktedir. Dış bahçesinde bulunan Kibele Restoranda oturup bir kahve içen turistler, bu muhteşem havayı bir daha teneffüs etmek üzere, bu güzel mekana sık sık gelirler. Çalınan klasik müzik, tarihi atmosferin büyük bir tamamlayıcısı olarak insanı geçmiş zamanın gizemine götürür.
St.Hilerion Kalesi
Kale 10. Yüzyılda inşa edilmiştir. 500 metre uzunluğunda surlarının üzerinde 9 burç bulunmaktadır. St.Hilerion kalesi günümüzün çağdaş teknik ve sergileme sistemi kullanılarak yapılan düzenlemeleriyle ve kaleye çağının kullanımını yansıtan ilaveleriyle güzel bir müze haline getirilmiştir. Girne Kalesi, Bellapais Manastırı ve St. Hilerion Kalesinin gece ışıklandırılması ile Girne, ışıl ışıl bir “İnci Kolye” gibi harika görünmektedir.
Girne Kalesi
Girne kalesi, Orta Çağ’dan günümüze sağlam olarak gelen ender kalelerdendir. Kale, dikdörtgen şekilde inşa edilmiştir. Osmanlılar 1570 tarihinde kaleyi fethettikten sonra, kaleye girişi sağlayan asma köprünün yerine günümüzde kullanılan ve kale ile uyum sağlayan taş köprüyü yapmışlardır. Osmanlı Amirali, Kaptan-ı Derya Cezayirli Sadık Paşa’nın Kabri giriştedir. Kale Müzesinde görülecek pek çok ilginç tarihi eser vardır. Kalenin burçlarında sergilenen çeşitli dönemlere ait eserler görülmeye değer niteliktedir. ilk çağlara ait yerleşim yerlerinden Vrysi, Kırnı, Akdeniz Mezarlarının canlandırılmış bölümleri ile Venedik, Luzinyan Kuleleri, Zindanlar, St. George Kilisesi, Sarnıç ve Batık Geminin bulunduğu mekanları gezerken kendinizi o günlerde yaşıyor hissedersiniz. Girne Kalesinin büyük iç avlusunda konserler düzenlenmektedir. Gece ışıklandırılmasıyla Kale ve Antik Liman önemli bir turizm kenti olan Girne’ye muhteşem bir değer katmaktadır.
Batık Gemi Müzesi
M.Ö. 300 yıllarında Akdeniz’de seyrederken fırtınaya yakalanarak batan, 80 yıllık yaşlı ticaret teknesinin gövdesi sergilenmektedir. Teknenin omurgası, batık gemiler arasında en eski olanıdır. Ambarından çıkarılan çeşitli anforalar, hububat değirmenleri, alet edavatlar, günümüze kadar çok iyi bir biçimde korunarak gelen badem, zeytin ve bazı tohumlar, kaleyi ve özellikle bu müzeyi ziyaret edenlerin ilgi odağı olmaya devam etmektedir.
Buffavento Kalesi
Buffavento Kalesi, Arap akıncılarına karşı adanın savunulması ve uyarılması amacıyla oluşturulan kalelerden birisidir. Beşparmak dağınının 954 metre yüksekliğinde, Bizanslılar tarafından inşa edilen kaleye çok rüzgar alması nedeniyle “Rüzgara Boyun Eğmeyen” anlamına gelen “Buffavento” adı verilmiştir Dağ yolundan güzel bir asfalt yol ile ulaşılan kaleye oldukça çok ve dik merdivenle çıkmak gerekmektedir. Kalenin Kuzey tarafında kapalı havalarda ortaya çıkan bulutlar çok ilginç görüntüler oluşturmaktadır. Bulutlar kaleyle adeta dans etmektedir burada. Olağanüstü bir doğa harikası olan bu olayı yaşayabilmek için kaleye çıkarken sabırlı olmak ve bulutlu günleri seçmek gerekir. Kale ziyaret edildikten sonra Taşkent’e doğru arabanızla inerken yolun solunda ve yüz metre aşağıda bulunan doğal bir oluşum ”Kayaköprü” sizi karşılar. Bu muhteşem Kayaköprünün altından geçerken bir dilek bile tutabilirsiniz. Belki dileğiniz kabul olur.
İkon Müzesi
8.Yüzyıldan kalma ve Girne Antik Liman fotoğraflarında sıkça görülen beyaz çan kulesiyle adeta görüntünün ayrılmaz bir parçası olan Achangelos Kilisesi, günümüzde İkon Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Şehitlik ve Anıtlar
Atatürk Anıtı, Barış ve Özgürlük Anıtı, 50. Piyade Alay Komutanı Albay H.İbrahim Karaoğlanoğlu ile Pilot Binbaşı Fehmi Ercan’ın (Ercan Havalimanına adı verilen subay) şehit düştüğü ev ile askeri hatıraların, silahların ve bahçesinde askeri araçların açık havada sergilendiği Barış ve Özgürlük Müzesi, Karaoğlanoğlu Şehitliği, Boğaz Şehitliği, Deniz Şehitleri Anıtı, Ayrıca Boğaz Şehitler Anıtı, Taşkent Şehitler Anıtı, Limasol Şehitler Anıtı gibi anıtlar, Girne’ye ayrı değer katmaktadır.
Mavi Köşk
Girne ile Güzelyurt arasında Çamlıbel’de orman içerisinde bulunan Mavi Köşk ilginç mimari yapısı ve kullanım alanlarıyla bugün bir müze olarak ziyaret edilen yerlerden biridir.
Herbaryum
Alevkaya’da piknik alanının içerisinde ki Orman Dairesine ait Herbaryum Merkezi, Kuzey Kıbrıs’ta bulunan 1100 bitki çeşidine ait örnekleri, kelebek ve böcek kolleksiyonu ile doğa severlerin ve araştırmacıların önemli uğrak yerlerinden biridir. Alevkaya’sının zirvesinde bulunan „İnsan Yüzlü Kaya“ ise oldukça ilginç bir doğa harikasıdır.
Antiphonitis Manastırı
Girne’nin doğusunda, Beşparmak Dağının küçük bir vadisinde bulunan bu manastırın kelime anlamı “Cevap Veren İsa” dır. Manastırın Kilisesi Bizans mimarisi tarzında 8 sütunludur. Resimlerle kaplı iç duvarları, kubbesinde İsa’nın tasviri görülmeye değer. Güzel bir yolla ulaşılan bu manastır günümüzde müze olarak hizmet vermektedir. Ayrıca Kuzey Kıbrıs’ın „Doğa Yürüyüş Yolları“’ndan birisi olup özellikle bahar aylarında bahçesinde ve civarında bulunan Orkide ve endemik bitkileri ilgi çeker.
Lambusa Antik Kenti
Kıbrıs Krallıklarından birinin merkezi olan Lambusa ( Lapitos ) M.Ö. 1200 yıllarında Truva Savaşından dönen Akalar tarafından kurulmuştur. Kelime anlamı “Parlak” olan kent, Mare Monte Otelinin batısında deniz kıyısında kurulmuştur. Luzinyanlılar döneminde ise kent terkedilmiş yeni bir yerleşim yeri olan Lapta kurulmuştur. Lambusa’daki mezarlar, kraliçe havuzu, şehir surları bir açık hava müzesi olarak ziyaret edilebilir.
Vrysi Antik Kenti
Çatalköy yolundan Tatlısu yoluna dönüldükten biraz sonra adanın en güzel turistik tesislerinden biri olan Acapulco Tatil Köyünün içinde bulunmaktadır. Kumsala tepeden bakan bir alan üzerinde kurulu olan ilk yerleşim yerlerinden Vrysi’nin yeri çok turistiktir.
Karaman
Girne’nin batısında dağ yamacına kurulu bu köy, Karmi olarak da bilinir. Evleri, bahçeleri ve eşsiz manzarasıyla görülmeye değer bir yerdir.
Vounos
Tarih çağlarından Erken Bronz Çağına ait bir mezarlıktır. Mezarlardan çıkarılan buluntular sayesinde o döneme ait yaşam biçimi hakkında bilgiler elde edilmiştir.
Baldöken Mezarlığı
Aşağı Girne’de Osmanlı Döneminden günümüze üç mezar, bir türbe ve iki çeşme gelebilmiştir. Türbe kesme taştan kare planlı yapılan tipik bir Osmanlı Türbesidir.
Ağa Cafer Paşa Camisi
Girne’de kalenin hemen yanında limana parelel ikinci Ağa Cafer Paşa Sokağı üzerindeki bu cami 1589 yılında Kıbrıs Valisi Ağa Cafer Paşa tarafından yaptırılmıştır. Caminin kuzey duvarı ahşap kafesle kapatılmıştır. Bu kafes, camiye değişik bir görünüm vermektedir.
Girne Turizm Limanı
Kıbrıs’a deniz ulaşımının önemli bir limanıdır. 16 Kasım 1987 yılında uluslararası gemi trafiğine açılmıştır. Fergün ve Akgün Denizcilik işletmelerinin feribot ve yolcu gemileri hergün düzenli olarak, Türkiye’nin Güney sahillerine yolcu ve yük taşımaktadır. Ayrıca Yat Limanı olarak kullanılan bir bölümünde, pek çok yat, çekek yerlerinde denize açılacakları günleri beklemektedir.
Güzelyurt
Adanın Kuzeybatısında yer alan Güzelyurt, adı gibi güzel bir kenttir. Narenciye bahçeleri ile kaplıdır. Çok verimli toprakları ve yeraltı su kaynakları sayesinde Güzelyurt’ta portakal, greyfurt, mandalina, kavun, karpuz ve çeşitli sebzeler yetiştirilmektedir. Narenciye ürünleri ve konsantre meyve suyu önemli bir ihraç ürünüdür. Kıbrıs’ta geçmişte Gazimağusa-Güzelyurt arasında çalışan demiryolunun istasyon binasını ve park içinde ki ilk lokomotiflerden birisini görünce şaşırmamak gerekir. Baf’tan takas yapılarak getirilen Atatürk Anıtı, Müzenin yanında bulunmaktadır. İki minareli Güzelyurt Camisi, Yayla Mahallesinden ulaşılan uçcuz bucaksız Akdeniz Plajı, Kumköy Su Tesisleri, Cypruvex, Lider gibi Narenciye İşleme Tesisleri ile Kalkanlı’da kurulan Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampusu, Güzelyurt’un önemli değerleridir.
Güzelyurt Doğa Ve Arkeoloji Müzesi
Güzelyurt’un en önemli tarihi yapılarından birisi, Doğa ve Arkeoloji Müzesi binasıdır. Doğa ve Arkeolojik eserlerin sergilendiği bu müzede çok ilgi çeken değişik konuları bir arada görme imkanı vardır. Doğa bölümünde ki hayvan kolleksiyonunda yılan, tilki, balık, kuzu, Deniz Kaplumbağası, böcekler, kelebekler, pelikan gibi kurutulmuş hayvanların bulunduğu giriş katını , özellikle çocuklar çok severler. Birinci kattaki arkeoloji bölümünde kronolojik sırayla Neolotik ve Tunç devirlerine ait buluntuları, Tumba Tu Skuru Höyüğü buluntuları, Geometrik, Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemleri eserlerinin örneklerini görmek mümkündür.
Saint Mamas Manastırı
Güzelyurt’ta diğer önemli mimari bir yapı da St. Mamas Manastırıdır. Bu manastırın ilginç bir öyküsü vardır. Efsaneye göre, Mamas isimli bir aziz 12. yüzyılda, idareye vergi vermeyi reddetmiştir. Askerlerin yakalayıp yargılanması için kente götürdükleri sırada, bir aslanın bir kuzuyu parçalamak üzere olduğunu gören Mamas, kuzuyu kurtararak kucağına alıp aslanın üstüne binerek kente girmiş. Bunu gören Bizanslı idareciler, çok etkilendikleri bu görünümden sonra Mamas’ın ömür boyu vergi ödemeden yaşamasına karar vermişler.
Tumba Tu Skuru
Güzelyurt Girne yolu üzerinde, ODTÜ’den hemen biraz önce sol tarafta portakal bahçeleri arasından dar bir yolla gidilen bu ilginç Geç Tunç Çağı kenti “ Karanlık Höyük” olarak da bilinir. Güzelyurt bölgesinin mezar kazılarının en büyüğüdür. Bu kazı alanından çıkarılan, pişmiş toprak parçalar, altın, gümüş, tunç gibi objeler, diğer buluntular Güzelyurt Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Tumba Tu Skuru bir açık hava müzesidir.
Pigades Tapınağı
Girne Yılmazköy arasında Çamlıbel’e yakın bir konumda bulunan bu tarihi alan, Geç Tunç Çağına (M.Ö. 1600-1050 ) aittir. Kazı alanının ortasında bir sunak bulunmaktadır. Çok huzur veren bir görünümü vardır.
Lefke
Lefkoşa’nın kuzeybatısında Trodos Dağının eteklerinde kurulan Lefke, tipik bir Osmanlı Kentidir. Osmanlı Mimarisinin en güzel izlerini burada görmek mümkündür. Çeşitli çiçeklerinin kapladığı dar sokaklarında ki kanallardan akan suyun sesini dinleyerek yürümek çok zevklidir. Sevecen insanları, size bir fincan kahveyi candan sunarlar. Doğa burada bütün zenginliğini gösterir. Zengin su kaynakları ve verimli toprakları sayesinde Güzelyurt özellikle turunçgilleriyle ünlü bir kenttir. Bahçelerinde dünyanın en lezzetli portakalları, greyfurtları ve mandalinaları yetiştirilmektedir. Lefke’liler dalından mis gibi kokan taze bir portakalı size ikram ederken bundan daha güzelini dünyada yiyemezsiniz diyeceklerdir ki; bu doğrudur. Narenciye bahçelerinin çiçeklendiği mevsimde gerek Güzelyurt gerek Lefke mis gibi portakal çiçeği kokar. Adanın bir diğer üniversitesi olan Lefke Avrupa Üniversitesi burada kurulmuştur.
Lefke, Bakır Çağında bakır madenleri bakımından önemli konumdaydı. Günümüzde kullanılmayan maden ocağı, maden taşıma paletleri, iskelesi ve teknik malzemeleri yol üzerinden geçerken görülmektedir. Lefke Gemikonağı Göleti, işçi barınak ve hamamları ilginç görünümler sunar. Gemikonağı, Yedidalga, Golf Sahası, Cengiz Topel Anıtı, Soli ve Vuni antik kentleri diğer görülebilecek yerlerdir.
Piri Mehmet Paşa Camisi
Lefke’nin en eski camisidir. Piri Paşa Camisi, Baf Sancaktarı Ebubekir Bey, M.S. 649 yıllarında yapılmış ve zamanla yıkılmış Ay.Yorgi Kilisesinin yerine bugünkü camiyi yaptırmış ve dedesi Piri Mehmet Paşa’nın adını vermiştir. Caminin avlusunda bulunan Beylerbeyi Vezir Osman Paşa’nın mermer Tuğralı Lahdi görülmeye değer. “Mahkeme Camisi” veya “Aşağı Cami “olarak adlandırılan Lefke Aşağı Mahalle Ebu Bekir Camisi, ile Lefke Orta Camisi diğer Osmanlı dönemi tarihi yapıtlarıdır.
Soli
Soli Kentinin M.Ö. 6 yüzyılda kurulduğu sanılmaktadr. Roma döneminde en parlak yıllarını yaşayan Soli Limanından bakır madeni ihraç edilmekteydi. Soli kazılarında Altın ve gümüş takılar ile Afrodit Heykeli bulunmuştur. Soli Bazilikasının tabanı mozaikle kaplıdır. Soli Tiyatrosu ise Roma’lılar döneminde bir zamanlar aynı yerde bulunan Hellenistik Tiyatronun yerine yapılmıştır.
Vuni Sarayı
Vuni Sarayı, Lefke ile Yeşilırmak arasında denizden oldukça yüksek bir tepe üzerinde kurulmuş ve 137 odası, güzel manzarasıyla muhteşem bir saraydır. Su ihtiyacını karşılamak için yağmur sularının saklandığı bir sarnıcı vardır. Vuni’nin en görkemli yeri burasıdır. Sarnıcın başında devasa bir yarı tamam heykel durmaktadır. Dik ve virajlı asfalt bir yolla çıkılan saray günümüzde açık hava müzesi olarak ziyaret edilmektedir. Vuni’den Akdenizin koyu mavi renginin seyrine doyum olmaz.
Yeşilırmak yönünde, denizde bulunan küçük ve dik ada “ Limnidi adası” buradan çok güzel görünmektedir. Bu adayı seyrederken insan kendisini adeta ana kıtada sanıyor. Lefke, Trodos Dağı, Gemikonağı,Yedidalga, virajlı yollar ve deniz doyumsuz seyirler sunar sizlere. Athena Tapınağının izlerini görmeden Vuni Sarayından ayrılmamak gerekir.
Yeşilırmak Köyü
Kuzey Kıbrıs’ın bir serhat kenti olup, Lefke’den sonra en uç noktasıdır. Güney Kıbrıs’ta kalan Erenköy’e, anma törenlerinde Yedidalga’dan botlarla geçilmektedir. Çok verimli arazisinde her türlü sebze meyve yetişmektedir. Kıbrıs’ın ilk turfanda çilek meyvesi, paketinin üstünde yetiştiricisinin küçük bir kartvizitiyle buradan Kıbrıs’ın dört yanına dağıtılır. Bahçelerde devasa yaprakları gördüğünüzde şaşırmayın, çünkü bunlar adada pek sevilen Kolakas’ın yapraklarıdır. Plajı yazın yöre halkı ve turistlerce dolar taşar. Kıbrıs’ın meşhur Verigo Üzümü Asmasının dev gövdesi, 1947 yılında Guinness Rekorlar Kitabına girmiştir. Kuzey Kıbrıs’ın büyük adalarından birisi de ( Yeşilırmak Kayalığı) buradadır.
Gazimağusa
Gazi mağusa, Kıyıdaki lagünün çevresine, M.Ö. 285-247 yıllarında, Mısır Kralı II. Ptolemy Phiadelphus’un kurduğu ve karısının adını verdiği “Arsinoe kenti” olarak tarih sayfasındaki yerini almıştır. Daha sonra ki yıllarda Salamisliler, kentlerinin 648 yılında Arap korsanları tarafından yağmalanmasından sonra, Arsinoe’ye göç ederek buraya Ammakhostos “kumlara gizli” adını vermişlerdir. Bugünkü Mağusa’nın (Famagusta) adı buradan gelmektedir. Venedikliler, şehrin korunmasına yönelik, deniz yönünde, Martinengo Tabyası ve Kara Kapısı’nın Ravelin denilen tabyasını ve kale surlarının dış çevresine 46 metre genişliğinde su dolu bir hendek inşa ettiler.
Lala Mustafa Paşa Camii, Salamis Harabeleri, Othello Kulesi, Canbulat Müzesi, Sinan Paşa Camisi ( Buğday Camisi), Akkule Mescidi, Namık Kemal Zindanı, Çanakkale Şehitliği, Canbulat Türbesi ve Müzesi, St. Barnabas Manastırı ve Müzesi, Salamis Mezarlığı, Tuzla (Enkomi), Gazimağusa Kalesi, Surları ve Hendeği, Venedik Sarayı, Medrese Binası, Kutup Osman Türbesi, Cafer Paşa, Kertikli ve Kızıl Hamamları, Mustafa Zühtü Efendi ve Mehmet Ömer Efendi Türbeleri, Cafer Paşa Çeşmesi, Yirmisekiz Çelebi Türbesi, turistik tesisleri, ince kumlu plajları, kapalı bulunan Maraş Bölgesi, ikinci deniz ulaşım limanı olan Gazimağusa Limanı ve Serbest Bölgesi, Akyar Sınır Kapısı ile Kuzey Kıbrıs’ın altı Üniversitesinden biri olan Doğu Akdeniz Üniversitesi Gazimağusa’nın önemli yerleridir.
Lala Mustafa Paşa Camisi
St. Nicholas Katedrali, Osmanlıların Mağusa’yı fethinden sonra Lala Mustafa Paşa Camisi olarak yeniden düzenlenmiş ve yapıyla uyumlu bir minare ilave edilmiştir. Lüzinyan’lar döneminde 1298-1312 yılları arasında yapılmıştır. İnşaatına başlandığı zaman önüne bir Cümbez “tropik incir”, (Ficus Sycomorus) ağacı dikilmiştir. Bugün dev boyuta ulaşmış bu yaşlı Cümbez ağacı, Caminin önünde tarihe meydan okuyarak ve hala çok sevilip yenilen incirlerinden vererek meydanı süslemektedir.
Sinan Paşa Camisi
1360 yılında Suriyeli tüccar Simone Nastrano tarafından yaptırılan kilise, sağlam mimari yapısı nedeniyle fazla zarar görmeden günümüze kadar ulaşmıştır. 1571 yılında Türkler tarafından Sinan Paşa adı verilerek, yeniden restore edilip bir minare ilave edilerek camiye çevrilmiştir.
Othello Kulesi
Lüzinyan’lar, Othello Kulesini 14. yüzyılda limanı savunmak için inşa etmiştir. Deniz Kapısı, Kara Kapısı ile birlikte surlarla çevrili kentin iki ana girişinden biriydi. Othello adı, İngilizlerin döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Sheakespeare’in ünlü tragedyasının bir bölümü “Kıbrıs’ta bir liman kentinde” geçmektedir. Deniz tarafındaki Venedik dönemine ait Arsenal, Canbulat Burcu olarak anılmaktadır
Canbulat Müzesi ve Şehitliği
1570 yılında başlayan Kıbrıs Adasının fethine katılarak her cephede savaşan Osmanlı komutanlarından biri olan Canbulat, Lefkoşa’nın fethinden sonra Mağusa’ya giderek Venediklilere karşı savaştı. Burada şehit düştü. Canbulat’ın şehit olduğu yerde Canbulat Burcu topraklarına yapılan türbeye gömüldü. Günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
Venedik Sarayı
Venediklilere ait bu saray, Mağusa’nın fethinden sonra Osmanlı İmparatorluğu tarafından bir bölümü zindan olarak kullanılmıştır. Sarayın giriş kapısı Mağusa’ya “Zafer Takı” gibi görünümüyle başka bir güzellik katmaktadır.
Namık Kemal Zindanı ve Müzesi
Osmanlı İmparatorluğu zamanında Venedik Sarayı kalıntıları üzerine inşa edilen iki katlı bina hapishane olarak kullanılmıştır. En önemli konuğu Vatan ve Millet Şairi olarak bilinen Namık Kemal’dir. 1 Nisan 1873 yılında İstanbul Gedik Paşa Tiyatrosunda “Vatan Yahut Silistre” isimli temsili yüzünden 9 Nisan 1873 yılında Kıbrıs’a sürülen şair Padişah V. Murat tarafından 3 Haziran 1876 affedilene kadar üç buçuk yıl bu hapishanede kalmıştır.
Gazimağusa’da bulunan anıtlardan bazıları, Zafer ve Özgürlük Anıtı, surlar dışına, 1980 Mayıs Ayında dikilmiştir. En üstte Atatürk, alt kısımlarda ise Dr. Fazıl Küçük, Rauf Denktaş ve Barış Harekatı esnasında hayatını kaybeden aileler ve askerlerin figürleri yeralmaktadır. Namık Kemal Büstü, 17 Mart 1953’de, Namık Kemal Meydanı adı verilen yere Mağusa Türk Gücü tarafından dikilmiştir. Bu büst Türkler tarafından Kıbrıs’a dikilen ilk büstdür. İsmet İnönü Heykeli, 25 Aralık 1981’de dikilmiş olup, surlar dışında Namık Kemal Lisesi yolunun başlangıcındadır.
Çanakkale Şehıtlığı Anıtı
Dünya savaşında, Çanakkale, Hicaz ve Kanal cephelerinde çarpışırken müttefiklere esir düşen ve daha sonra İngilizler tarafından Kıbrıs’a getirilen Türk askerleri, Gülseren esir kampına yerleştirilmişlerdir. Çeşitli nedenlerle bu kampta şehit düşen askerlerin anısına yaptırılan Çanakkale Şehitliği Anıtı, 15 Şubat 1980’de açılmıştır.
St.Barnabas Manastırı ve Müzesi
Yahudi bir ailenin oğlu olarak Salamis’te doğan St. Barnabas, Kudüs’te eğitim gördü ve Salamis kentine geri döndü. M.S. 45 yılında Hristiyanlığı yaymaya başlayınca da öldürüldü. 477 yılında ise mezarının bulunduğu yere bu manastır yapıldı. Osmanlı döneminde yeniden restore edilerek bugünkü şeklini alan manastırın odalarında, Kıbrıs’ın geçmiş tarihine ait çok değerli seramik kaplar, testiler, heykelcikler, silahlar, takılar küpler gibi arkeolojik buluntular sergilenmektedir. Manastırın Kilisesinde çok zengin ikon ve duvar resimleri vardır.
Enkomi ve Kral Mezarları
Enkomi ve Kral Mezarları, yine salamis bölgesinde görülmeye değer antik yerleşim ve mezar alanlarıdır. Enkomi, Bronz Çağında bakır üretimi ve ihracatından dolayı ismini duyurmuştur. Bu mezar alanında ölen savaşçılar savaş arabaları, koşumları ve atları birlikte gömülmüştür. Açık hava müzesi olan bu alanda dolaşırken atların iskeletlerini görmeden geçmemek gerekmektedir. Küçük müzesinde o günün yaşantısının canlandırıldığı resimler ve bazı buluntular sergilenmektedir.
Salamis
Arkeolojik araştırmalar, Salamis Kentinin M.Ö. 11 yüzyıla dayanan bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Enkomi Kentinin M.Ö. 1075 yılında depremden tahrip olması sonucunda Enkomi halkı gelip Salamis’ı kurarak buraya yerleşmişlerdir. M.Ö. 6. yüzyılda ilk para basılmıştır. Roma İmparatorluğu’nun Salamis’te pek çok eseri vardır. Milattan sonra 4. Yüzyılda ki deprem Salamis’i tamamıyla yıkmıştır. Anfitiyatrosu, Gimnazyumu, Roma Villası, Kampanopetra Bazilikası, Güneş Mozayığı, Aya Epiphanios Bazilikası, Agorası, Su Deposu, Zeus Tapınağı, hamamları ve pazar alanı ile muazzam bir açık hava müzesidir. Salamis Kentinde her yıl yaz aylarında Doğu Akdeniz Üniversitesi ile Ankara Üniversitesi tarafından arkeolojik kazılar yapılmaktadır.
İskele
İskele, Zafer Burnu Dip Karpaz bölgesine kadar uzanan geniş bir yerleşim alanını kaplamaktadır. Heryerden görülen Kentin merkezinde ki caminin bembeyaz çifte minaresi şehre ayrı bir güzellik katmaktadır. İskele’ye, Lefkoşa – Gazimağusa otoyolundan gidilebildiği gibi Ercan Havalanı sapağından sola dönen yoldan da gitmek mümkündür. İskele İlçesi adanın en güzel kumsallarına sahiptir. İskele İkon Müzesi içerisinde çok güzel ikonlar sergilenmektedir.
Kantara Kalesi
Beşparmak dağlarının en son kalesidir. 10. yüzyılda Bizanslılar tarafından gözetleme kalesi olarak yapıldığı bilinmektedir.
Nitovikla Kalesi
Dipkarpaz yolu üzerinde bulunan Kuruova Köyünün Güneyine düşen ve denize kadar uzanan tepenin üzerinde kurulu bir kaledir. Orta Tunç devrinden kalmadır.
Avtepe Kraliçe Tepesi Mağarası
Avtepe’den Kaleburnuna doğru gidilirken sağ tarafta bir dağın dik ve düz yamacında insan eliyle oyularak içiçe birkaç odadan oluşan bu mağaranın dip kısmında derinlere uzanan bir kuyu hala keşfedilmeyi beklemektedir. Avtepe Doğa Yürüyüş Yolu buradadır. Mart Ayında mağaranın eteklerinde çok güzel orkideler açmaktadır. Yine Avtepe’de Medoş Lalelerini Mart ayında Kıbrıs’ta bulunanların mutlaka görmesini tavsiye ederim.
Kaleburnu, Kral Tepesi
Kral Tepesi, M.Ö.13-12 19.Yüzyıla ait bir ören yeridir. Denize bakan bir tepenin üzerinde inşa edilmiştir. Son yıllarda yapılan kazılarda pek çok bakır ve tunç kap kacak ve çeşitli ev aletleri bulunmuş olup St.Barnabas Müzesinde korunmaktadır.
Ay Philon
Ay Philon Ören Yeri, 5. Yüzyılın başlarında Hellenistik ile Roma döneminden kalan yıkıntılar üzerine kurulmuştur.
Aphendrıka
Aphendrika, kalesi, kaya mezarlıkları, tapınak ve günümüzde dolmuş olan limanıyla Kıbrıs’ın altı büyük kentinden biriydi. Kent M.Ö. II- III Yüzyıllarda yapılmıştır.
Sipahi (Aya Trıas) Bazılıkası
Sipahi köyünde bulunan, Bazilika M.S.V-VI Yüzyıl içerisinde yapılmıştır. Çeşitli devirlerde kullanılan bu Bazilikanın günümüze kadar çok iyi korunarak gelen yer mozaikleri görülmeye değer.
Dipkarpaz
Kıbrıs Adasının en doğusunda parmak şeklinde olan bölgedeki son yerleşim yeridir. Yapılanma Bizans döneminde olmuştur. Bu bölge Milli Park olarak koruma altına alınmıştır. Ada’da yaşayan “Karpaz Eşek”’lerinin” korunduğu bölgedir. Dipkarpaz köyünde Türkler Rumlarla birlikte yaşamaktadır.
Apostolos Andreas Manastırı
Dipkarpaz Bölgesinde en uçta, Zaferburnu’na giderken, koruma altında ki Altınkum plajının yanından geçilerek ulaşılan, denize hakim bir yerde kurulu bulunan Manastır, turistlerin ilgisini çeken bir özelliğe sahiptir. Manastırın alt kısmında deniz kıyısında bulunan çeşmesinden akan su şifalı ve kutsal bir su olarak kabul edilmektedir.
Kastros Neolitik Bölgesi
Karpaz yarımadasının zafer burnu “Ay andrea” denilen adanın en uç noktasında bulunan bu yerleşim yeri M.Ö 7000 Yıllara uzanan bir tarihe sahiptir.
Dev Heykeller
Kastros bölgesinin en ilginç yerlerinden biri dev heykellerin bulunduğu sit alanıdır. Dipkarpaz’a giderken deniz kenarında, Terasa Otelin hemen karşısından dağa doğru yaklaşık 5 kilometre gidildiğinde, bu heykellerle karşılaşılır. Yer üstünde iki heykel vardır. Birisi yaklaşık 3-4 metre boyunda sağ tarafına doğru, gövdesinin yarısına kadar toprak altında bulunan heykelin devasa vücudu, daha tam bitirilememiş hissini vermektedir. Diğer heykel ise bir insan boyutunda olup, ayakta dik dururken bileklerinden kırılıp sırt üstü düşmüş ve öyle kalmıştır. Yine bu bölgede pek çok yeraltı mezarı bulunmaktadır. Ayrıca bölge iyi bir doğa yürüyüş yoludur.

Henüz yorum yok »

Henüz yorum yok.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum Yaz

Güvenlik Kodunun Resmi
Yeni Resim Göster
Sayfa 1 / 0