
Yılın en büyük sinema olaylarından biri olarak gösterilen “Inception”un (Başlangıç) vizyona girmesi, “Zenginin malı züğürdün çenesini yorar” misali her kesimin hakkında konuşmasını, incelemeler ve irdelemeler yapmasını beraberinde getirdi. Belki de bu işten en çok mimarlar “karlı” çıktı; nitekim senaryonun ana aksında konumlanan karakterden birinin mimar olması, halihazırda “çok konuşmayı ve çok yazmayı seveler kulübü” tadındaki uluslararası mimarlık camiasında farklı yorumlara yol açtı.

“Fountainhead” Görsel: Archdaily
“Inception”da tasvir edilen mimarın pratiğe yaklaşımı, üretimleri, kimliği/kişiliği ve hatta kılık-kıyafeti ise aklımıza, Hollywood sinemasında mimarların ve uğraşı alanlarının nasıl algılandığı, daha da önemlisi ne şekilde aktarıldığı sorusunu getirdi. Çünkü 1949 senesinin “Fountainhead”inde “acılar ve sıkıntılar içerisindeki dahi” betimlemesi ile doğrudan Frank Lloyd Wright’a referans veren bir mimar portresi çizen Gary Cooper’dan ve 1987 tarihli “Belly of An Architect”te –ne tesadüftür ki yine acılar içinde kıvranan- takıntılı bir mimarı canlandıran Brian Dennehy’den sonra “mimar kişi”, “Inception” ile belki de ilk kez bu kadar yüceltildi. Peki Christopher Nolan’ın filmi, mimarlara “hak ettikleri itibar”ı geri mi verdi? Yoksa 21. yüzyıl itibariyle mimarlık üretiminin temel sorunsallaştırmalarından biri haline gelen “dahi”, “yarı-tanrı” mimar figürünü bir kez daha mı diriltti? Veya en azından 1990 sonrasında hala masa başında rapido ve T cetveli ile çizim yapan mimar karakterlerden sıtkı sıyrılmış bizler, Ellen Page’in en azından maket ile çalışmasından memnuniyet mi duymalıyız?
(daha fazla…)